Birkaç haftadır (bencilce de olsa) ne olayım” şeklinde kendi geleceğimle ilgili kafamda ki sorulara hasbel kader yanıt bulmaya çalışıyordum… Akademisyen mi olayım ? İş hayatına mı atılayım?Devlette güzel bir koltukta fena durmuyor aslında ? Şeklindeki sorular kafamda savrulurken… birden beni sarsacak şu soru zihnimde dolaşmaya başladı ne olmalıyım ? ” bu sarsıntı içerisinde sorunun mahiyeti benden çıktı ve İnsan bu ömründe ne yapmalı, ne olmalı ?” halini aldı… Bu hal yeni hallerle hallenip sorular arttı,arttıkça değişti sorular böylesine farklılaştıkça cevaplar iyice çetin ve çetrefilli bir vaziyet almaya başlıyordu. Haliyle düşüncelerim farklı bir boyuta kaydı …

Yazıya aktarılması gerektiği ( ve aktarabildiğim) kadarıyla…

İnsan bu ömründe ne yapmalı ?” sorusuna cevap ararken bir başka soru daha… İnsan bu kısacık ömründe ne yapabilir ki ?” “Bizden önceleri ne yapmıştır?”, Ne yapmalıydılar?“ Daha sonra anladım ki insanın o uzun(!) ömrü mezkur sorular etrafında şekilleniyor ancak cevaplarını alamadan ya da yarım yamalak teselli cevapları ile bu dünyadan uzaklaşıp gidiyor…

Hakikaten öyle değil mi ? Yani hep bir gelecek kaygısı (eski tabirle endişe-i ikbal) yok mu insanda ve onun çevresinde?

Kuşkusuz Evet ,

Ana rahmine düşer düşmez ebeveynlerimiz yakın geleceğimiz için bir takım hazırlıklar yapmıyorlar mı ?

fakircocukErkeksek mavi patik kız isek pembe patik örülmeye başlanmıyor mu ? Doğmadan beşiğimiz hazırlanmıyor mu ? Doğduktan sonra aşılar,ilaçlar,mamalar, bakımlar hep sağlıklı bir gelecek için değil mi ? Zaman ilerledikçe bu çocuk hangi okula yazılacak telaşı” oluşmuyor mu ? Ortaokul kısmında “üniversite yolunda hangi liseyi kazansa daha iyi olur?” şeklinde ailelerde bir koşuşturmaca başlamıyor mu ? Bu gelecek kaygısı belirli bir zaman sonra anne ve babamızdan bize kısmen tevarüs etmiyor mu?

Lisede bu duyguyu ailemizle paylaşmaya başlıyoruz ortak noktamız geleceğimiz için en iyi üniversitenin seçimi ve ona müteveccih çalışma değil mi ? Üniversitede bu kaygı iyiden iyiye bizi sarıp sarmalamıyor mu ? “okul bitince hangi mesleğe atılırım?” , “Hangi müessesede iş bulurum ? iş bulsak “bu işten kaç sene sonra ev alabilirim ? ya da araba ? ya evlilik ? “ evliliği de hallettikten sonra kendi gelecek kaygımızın üzerine yıllar önce anne ve babamızın yaptıkları gibi çocuklarımızınkini de eklemeyecek miyiz ? ne olacak bu çocukların hali ?” ya “Emekli aylığım daha yüksek nasıl olur ? ssk mı bağkur mu ? emekli olduğumda nerede mutlu yaşarım ? “ Bu ham ruhların sordukları soruların dışında “ne olacak bu ülkenin ,milletin hali ? ne olacak geri kalmış alem-i islamın hali ? ? “yasliamca sorular da vardır kişin içinde,iç dünyasında gizli kalmış cevapları için bir ömür harcanmaya değen…hep sorular sorular…

Elbette gelecek kaygısı ömür bitince bitmiyor. Bu sefer inananlar için “ahiret-hesap-muhasebe kaygısı” inanmayanlar için ise “ ya varsa ?” tereddütü şeklinde endişeye dönüşüyor…Hatta batının önemli düşünürlerinden A.Toynbee “Hatıralar” adlı kitabında Bertrand Russell`ın “Kişinin ölümünden sonra olacaklardan derin endişe duyması çok önemlidir ?” sözünü kendilerinden sonra kalan dünya için endişelenmenin önemli ve onurlu bir davranış olduğunu vurgulamak için kullanmaktadır.

Uzun yıllar eğitimini, geleceğini , evini barkını, çoluk çocuğunu ve onların geçimini ve geleceğini, iyi yaşamanın, çok kazanmanın, rahat etmenin, rahat ettirmenin dertleriyle dertleniliyor ve bu cedelleşme ile ömürler tükenip gidiyor… Ama gelecek kaygısı hiç bitmiyor.Galiba en önemli sorun kimin ne derdiyle dertlendiğidir? Peki bizim dertlenmeye değer bir derdimiz varmı?

Eflatuna(platon) sormuşlar

-İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir ?

Eflatun tek tek sıralamış:

-Çocukluktan sıkılır ve büyümek için acele ederler. Ne var ki büyüyünce de çocukluklarını özlerler,para kazanmak için sağlıklarını yitirirler ama sağlıklarını geri almak içinde para öderler,yarından endişe ederken ,bugünü unuturlar. Dolayısı ile ne bugünü nede yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar ,ancak hiç yaşamamış gibi ölürler .

Tam bu noktada yeni bir soru: “acaba hiç yaşamamış gibi mi öleceğim?” Başlar bir kaygı

Kaygı ki kalan ömrü zehir eden türden…
Tabi dünyada vurdumduymazlar yok değildir .Herkes Eflatun(platon) olamıyor.

Örneğin geçmiş ve gelecek hakkında Ömer Hayyam`a ait şu dörtlük çok manidar gelecektir bizlere.

“Geçmiş günü beyhude yere yad etme

Bir gelmemiş an için de feryat etme

Geçmiş gelecek masal bunlar hep

Eğlenmene bak ömrünü berbat etme.”

İktisat eğitimi alan bir insan olarak ,ömrün kıt bir kaynak olduğunu ve Ömer Hayyam`ın aksine eğlenmenin dışında değerlendirilmesi gerektiğini ve tercihlerde özgür olduğumuz veri kabul edersek ; Allahın verdiği irade ve nimetlerde sermayemiz ise yatırımlarımız hangi alana yönelik olmalıdır?

Ya da

İnsan bu uzun(!) ömründe ne yapmalıdır?”

  “İnsan Bu Uzun (!) Ömründe Ne Yapmalı ?”  Hakkında 7 Adet Yorum Var

  1. istediğini yapmakta özgürsün,şu uzun (!) ömr-ü hayatını doldurabildiğin kadar doldur,yaşayabildiğin kadar yaşa :)

    ama bir mahkeme-i kübra olduğunu unutma…zira unutursak vay halimize..

  2. Makaleniz gerçekten çok etkileyici.Yazanın ellerine sağlık.Eflatunun sözlerinden bahsetmişsiniz beni derinden etkiledi.Platonun kitabını okuduktan sonra ürettiğim bi teorim var : Bugün ağlıyorsak yarın gülüyoruz, yarın güleceksek bugün neden ağlıyoruz ? Aslında herşey hayatımız içindeki dipnotlarda gizli yakalayabilmiş olmak kazananlardan olmak demek.Kaygılanmak insanın fıtratında olan bi duygu ama her şeyde olduğu gibi bununda fazlası zarar. Kendimize başlığı benim hayatım olan bi kompozisyon hazırlamalıyız. Giriş,gelişme ve sonucunu ise hayatımızda olmasını istediğimiz ana temalarla doldurursak bu bizi hedeflerimize daha iyi ulaştıracaktır.Yalnız anlık yaşadığımız bi hayatın heyecanına kendimizi kaptırıp ebedi mutluluğu unutmamak kaydı ile.

  3. hayatımızdan gereklilik kip ekini çıkarmayı deneylim bir de bakalım nasıl olucak.

  4. çözüm, aslında cevabı basit olan soruları karmaşıkmış gibi ele almamakta yatıyor.
    Hepsinden biraz yani azı karar çoğu zarar gibi.
    çalışmak da eğlenmek de kaygı da para da sevinç de üzüntü de sadece bir miktar gerekli.hepsinin ahenkle dans etmesi lazım.biri eksik kalırsa olmaz.
    kıvamı tutturmak ustalık işi ve aşçının sırrı da bu.

  5. @fatih: gerçekten yaşayarak veya yaşamadan hiçbirşeyi ölmek.. ne farkeder ki.. bu dünyada milyonlarca insan yaşadı bizlerden önce ve büyük ihtimalle bizden sonrada yaşayacak. kimbilir kaç tane nur fatih ayşe mehmet…gelicek. bu dünyada yapılabilecek en güzel şey kalıcı hatırlanabilecek birşey bırakmaktır bizden sonrakilere yoksa dolu ve ya boş yaşamanın bir anlamı yok. önemli olan birilerine faydalı olabilmek yaptıklarınla ve en ummadık anlarda hiç tanımadığın birinin aklına gelebilmek.. gerçek değer gerçek yaşam gerçek başarı budur bence. birşeyler başarabileceğine inanıyosan o adımı atmalısın ve başarmalısın.. (belkide şuanda hiç tanımadığın birinin aklında sen varsındır ve yaptıkların onun hayatını değiştirecektir kim bilir..)

  6. serkan sezer says:

    guzel paylasim tesekkurler

  7. gizem bilkan says:

    uzun ömür… ne olcam kaygısıyla yaşanan bu ömür sorularımız etrafında onları gerçekleştirmeye çalışırken bitiveriyor.. insan hırsından dolayı farklı yollara sapıveriyor.. evet bu dunyaya neden geldiğimizi biliyorz ama bi cabamız var mı gelinde cevap bulun bu soruya.. para kmazanmak için yaşıyoruz işte..

Siz De Yorumda Bulunabilirsiniz