Mecelle’nin Küllî Kâideleri
(İlk 100 Madde)
MADDE 1. İlm-i fıkh mesail-i şer’iyye-i ameliyyeyi bilmekdir. (el-fıkh: el-ilmü bi’l-ahkâmi’l-şer’iyyeti’l-ameliyye)
MADDE 2. Bir işden maksad ne ise hüküm ona göredir. (inneme’l-a’mâlü bi’n-niyyât) veya (el-umûru bi-mekâsıdihâ)
MADDE 3. Ukûdda itibar makâsıd ve meâniyedir, elfâz ve mebâniye değildir. (el-i’tibaru bi’l-mekâsıdi lâ bi’l-elfâz)
Binâen alâ zâlik bey’ bi’l-vefâda rehin hükmü cereyan eder.
MADDE 4. Şek ile yakîn zâil olmaz. (el-yakînü lâ yezûlü bi’ş-şekk)
MADDE 5. Bir şeyin bulunduğu hal üzre kalması asıldır. (el-aslü bekâu mâ kâne alâ mâ kâne)
MADDE 6. Kadîm kıdemi üzre terkolunur. (el-kadîmü yütrekü alâ kıdemihi)
MADDE 7. Zarar kadîm olmaz. (ed-dararu lâ yekûnü kadîmen)
MADDE 8. Berâet-i zimmet asıldır. (el-aslü berâetü’z-zimme)
Binâen alâ zâlik bir kimse birinin malını telef edip de mikdarında ihtilaf etseler söz mütlifin olup mal sahibi iddia ettiği ziyâdeyi isbata muhtaç olur.
MADDE 9. Sıfat-ı ârızada asl olan ademdir. (el-aslü fi’s-sıfati’l-ârizati el-adem)
Meselâ (şirket-i mudârebe) de kâr olup olmadığında ihtilaf olunsa ademi asıl olduğuna binâen söz mudâribin olup sahib-i sermaye kâr olduğunu isbata muhtac olur.
MADDE 10. Bir zamanda sâbit olan şeyin hilâfına delil olmadıkça bekâsıyla hükmolunur. (mâ sebete bi-zemanin yühkemü bi-bekâihi ma lem yuced el-müzîl)
Binâen alâ zâlik, bir zamanda bir şey bir kimsenin mülkü olduğu sâbit olsa mülkiyeti izâle eden bir hal olmadıkça mülkiyetin bekâsıyla hükmolunur.
MADDE 11. Bir emr-i hâdisin akreb-i evkâtına izâfeti asıldır. (el-aslü izâfetü’l-hâdisi ilâ akrabi evkâtihi)
Yani hâdis olan bir işin sebeb ve zaman-ı vukuunda ihtilaf olunsa zaman-ı baîde nisbeti isbat olunmadıkça hâle akreb olan zamana nisbet olunur.
MADDE 12. Kelâmda asıl olan ma’nâ-yı hakikîdir. (el-aslü fi’l-kelâmi el-hakîka)
MADDE 13. Tasrîh mukabelesinde delâlete itibar yoktur. (lâ ıbrete li’d-delâleti fi mukâbeleti’t-tasrîh)
MADDE 14. Mevrid-i nassda içtihada mesağ yokdur. (lâ mesâğa li’l-ictihadi fi mevridi’n-nass)
MADDE 15. Alâ-hilâfi’l-kıyas sâbit olan şey sâire makîsün-aleyh olmaz. (mâ sebete alâ ğayri’l-kıyasi fe-ğayruhu lâ yukâsü aleyh)
MADDE 16. İçtihad ile içtihad nakzolunmaz. (el-ictihadü lâ yentekıdu bi’l-ictihad)
MADDE 17. Meşakkat teysiri celbeder. (el-meşakkatü teclibü’t-teysîr)
Yani suûbet sebeb-i teysir olur ve darlık vaktinde vüs’at gösterilmek lâzım gelir. Karz ve havâle ve hacr gibi pek çok ahkâm-ı fıkhiyye bu asla müteferri’dir ve fukahânın ahkâm-ı şer’iyyede gösterdikleri ruhas ve tahfifat hep bu kâideden istihrac olunmuştur.
MADDE 18. Bir iş zîk oldukda müttesi’ olur. (el-emrü izâ dâka ittese’a)
Yani bir işde meşakkat görülünce ruhsat ve vüs’at gösterilir.
MADDE 19. Zarar ve mukabele bi’z-zarar yokdur. (lâ darare ve lâ dırâr)
MADDE 20. Zarar izâle olunur. (ed-dararu yüzâl)
MADDE 21. Zarûretler memnu’ olan şeyleri mübah kılar. (ed-darûrât tübîhu’l-mahdûrât)
MADDE 22. Zarûretler kendi mikdarlarınca takdir olunur. (mâ ubîha li’d-darûreti yütekadderu bi-kaderihâ)
MADDE 23. Bir özr için câiz olan şey ol özrün zevâliyle bâtıl olur. (mâ câze bi-uzrin betale bi-zevâlih)
MADDE 24. Mâni zâil oldukda memnu’ avdet eder. (izâ zâle’l-mâni’ü âde’l-memnu’)
MADDE 25. Bir zarar kendi misliyle izâle olunamaz. (ed-dararu lâ yüzâlü bi’d-darar)
MADDE 26. Zarar-ı âmmı def’ için zarar-ı hâs ihtiyar olunur. (yütehammelü’d-dararu’l-hâs li-ecli def’ü’d-darâri’l-âm)
Tabib-i câhili menetmek bu asıldan teferru’ eder.
MADDE 27. Zarar-ı eşed zarar-ı ehaf ile izâle olunur. (ed-dararu’l-eşeddi yüzâlü bi’l-ehaff)
MADDE 28. İki fesad teâruz ettikde ehaffi irtikâb ile a’zamının çaresine bakılır. (izâ teârada mefsedetâni rû’ıye ekallühâ dararen bi-irtikâbi ehaffihümâ)
MADDE 29. Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur. (izâ teârada mefsedetâni yühtâru ehvenühümâ)
[İki kötülükle karşı karşıya kalındığında daha hafif, ehven olanı seçilir. Bu da önceki maddenin aynısıdır. İki zâlim, devletin başına geçmek için aday olsa, başkası da bulunmasa ikisinden daha az zâlim olanı seçilir, çünki devletin başsız kalması mümkün değildir.]
MADDE 30. Def’-i mefâsid celb-i menâfi’den evlâdır. (der’ü’l-mefâsidi evlâ min celbi’l-mesâlih)
MADDE 31. Zarar bi-kaderi’l-imkân def’olunur. (ed-dararu medfu’ün bi-kaderi’l-imkân)
MADDE 32. Hâcet umumi olsun hususi olsun zarûret menzilesine tenzil olunur. (el-hâcetü tünzelü menzileti’d-darûreti âmmeten kânet ev hâssaten)
Bey’ bi’l-vefânın tecvizi bu kabildendir ki Buhara ahâlisinde borç tekessür ettikde görülen ihtiyaç üzerine bu muâmele meriyyü’l-icrâ olmuştur.
MADDE 33. Iztırar gayrın hakkını ibtal etmez. (el-ıztırâru lâ yübtılü hakka ğayrih)
Binâen alâ zâlik bir adam aç kalıp da birinin ekmeğini yese ba’dehu kıymetini vermesi lazım gelir.
MADDE 34. Alması memnu’ olan şeyin vermesi dahi memnu’ olur. (mâ harume ahzuhu harume i’tâuhu)
MADDE 35. İşlenmesi memnu’ olan şeyin istenmesi dahi memnu’ olur. (mâ harume fi’luhu harume talebuhu)
MADDE 36. Âdet muhakkemdir. (el-âdetü muhakkem)
Yani hükm-i şer’îyi isbat için örf ve âdet hakem kılınır; gerek âm olsun ve gerek hâs olsun.
MADDE 37. Nâsın isti’mali bir hüccettir ki onunla amel vâcib olur. (isti’malü’n-nâsi hüccetün yecibü’l-amelü bihâ)
MADDE 38. Âdeten mümteni’ olan şey hakikaten mümteni gibidir. (el-mümteni’ü âdeten ke’l-mümteni’ hakîkaten)
MADDE 39. Ezmânın tağayyürü ile ahkâmın tağayyürü inkâr olunamaz. (lâ yünkerü’t-teğayyürü’l-ahkâmi bi’t-teğayyüri’l-ezmân)
MADDE 40. Âdetin delâletiyle ma’nâ-yı hakikî terk olunur. (el-hakîkatü tütrekü bi-delâle)
MADDE 41. Âdet ancak muttarid yahut gâlib oldukta muteber olur. (innemâ tu’teberu’l-âdetü izâ ittaradet ev ğalebet)
MADDE 42. İtibar gâlib-i şâyi’adır, nâdire değildir. (el-ıbretü li’l-ğâlibi’ş-şâyi’ lâ li’n-nâdir)
MADDE 43. Örfen ma’ruf olan şey şart kılınmış gibidir. (el-ma’rufü urfen ke’l-meşruti şer’an)
MADDE 44. Beyne’t-tüccar ma’ruf olan şey beynlerinde meşrut gibidir. (el-ma’rufü urfen ke’l-meşruti şer’an)
MADDE 45. Örf ile ta’yin nas ile ta’yin gibidir. (el-ma’rufu ke’l-meşruti fe-ale’l-müftâ bihi sâreti’l-âdetü ke’l-meşruti sarîhan)
MADDE 46. Mâni’ ve muktazi teâruz ettikde mâni’ takdim olunur. (izâ teârada’l-mâni’ ve’l-muktazi’ fe-innehu yükaddemü’l-mâni’)
Binâen alâ zâlik bir adam borçlusu yedinde merhun olan malını âhara satamaz.
MADDE 47. Vücudda bir şeye tâbi’ olan hükümde dahi ona tâbi olur. (et-tâbi’u li’ş-şey’i fi’l-vücûdi tâbi’ün li-zâlike’ş-şey’i fi’l-hükm)
Binâen alâ zâlik bir gebe hayvan satıldıkda karnındaki yavrusu dahi tebe’an satılmış olur.
MADDE 48. Tâbi’ olan şeye ayrıca hüküm verilemez. (et-tâbi’u tâbi’un lâ yüfredü bi’l-hükm)
Meselâ bir hayvanın karnındaki yavrusu ayrıca satılamaz.
MADDE 49. Bir şeye mâlik olan kimse ol şeyin zarûriyatından olan şeye dahi mâlik olur. (men melike şey’en melike mâ hüve min darûretih)
Meselâ bir hâneyi satın alan kimse ona mûsıl olan tarika dahi mâlik olur.
MADDE 50. Asıl sâkıt oldukda fer’ dahi sâkıt olur. (yeskutü’l-fer’u bi-sukûti’l-asl)
MADDE 51. Sâkıt olan şey avdet etmez. (es-sâkıtü lâ yeûd)
Yani giden geri gelmez.
MADDE 52. Bir şey bâtıl oldukda onun zımnındaki şey dahi bâtıl olur. (izâ batale’ş-şey’ü batale mâ fî zımnihi)
MADDE 53. Aslın îfâsı kâbil olmadığı halde bedeli îfâ olunur. (izâ batale’l-aslü yüsâru ile’l-bedel)
MADDE 54. Bizzat tecviz olunmayan şey bi’t-teba’ tecviz olunabilir. (yüğtefirü fi’t-tevâbi’ mâ lâ yüğtefirü fi ğayrihâ) veya (yüğtefirü fi’ş-şey’i zımnen mâ lâ yüğtefirü kasden)
Meselâ müşteri, mebi’i kabz için bâyi’i tevkil etse câiz olmaz. Amma iştirâ eylediği zahireyi ölçüp koymak için bâyi’a çuvalı verip o dahi zahîreyi çuvala vaz’ edicek zımnen ve teb’an kabz bulunur.
MADDE 55. İbtidâen tecviz olunmayan şey bekâen tecviz olunabilir. (yüğtefiru fi’l-ibtidâi mâ lâ yüğtefiru fi’l-intihâ)
Meselâ hisse-i şâyiayı hibe etmek sahih değildir. Amma bir mal-ı mevhûbun bir hisse-i şâyiasına bir müstehık çıkıb da zabtetse hibe bâtıl olmayıp hisse-i bâkiye mevhûbunlehin malı olur.
MADDE 56. Bekâ ibtidâdan esheldir. (el-bekâü eshelü min el-ibtidâ)
MADDE 57. Teberru ancak kabz ile tamam olur. (et-teberru’ lâ yütimmü illâ bi’l-kabz)
Meselâ bir adam birine bir şey hibe etse kable’l-kabz hibe tamam olmaz.
MADDE 58. Raiyye yani teb’a üzerine tasarruf maslahata menutdur. (tasarrufü’l-imami ale’r-raiyyeti menûtün bi’l-maslaha)
MADDE 59. Velâyet-i hâssa velâyet-i âmmeden akvâdır. (el-velâyetü’l-hâssatü akvâ mine’l-velâyeti’l-âmme)
Meselâ, mütevelli-i vakfın velâyeti kâdinin velâyetinden akvâdır.
MADDE 60. Kelâmın i’mâli ihmâlinden evlâdır. (i’mâlü’l-kelâmi evlâ min ihmâlihi)
Yani bir kelâmın bir ma’nâya hamli mümkün oldukça ihmâl yani ma’nâsız itibar olunmamalıdır.
MADDE 61. Ma’nâ-yı hakikî müteazzir oldukda mecâza gidilir. (lâ yüsârü ile’l-mecâzi illâ ınde teazzüri’l-hakika)
MADDE 62. Bir kelâmın i’mâli mümkün olmaz ise ihmâl olunur. (ve in teazzereti’l-hakikatü ve’l-mecâzü ev kâne’l-lafzü müştereken bilâ müreccahin uhmile li-ademi’l-imkân)
Yani bir kelâmın hakikî ve mecâzî bir ma’nâya hamli mümkün olmaz ise o halde mühmel, yani ma’nâsız bırakılır.
MADDE 63. Mütecezzi olmayan bir şeyin ba’zını zikretmek küllünü zikir gibidir. (zikrün ba’di mâ lâ yetecezzâ ke-zikri küllih)
MADDE 64. Mutlak ıtlâkı üzere câri olur. Eğer nassen yahud delâleten takyid delili bulunmaz ise. (el-mutlaku yecrî alâ ıtlâkıhi)
MADDE 65. Hâzırdaki vasf lağv ve gâibdeki vasf muteberdir. (el-vasfü fi’l-hâdırı lağvün ve’l-vasfü fi’l-ğâibi mu’teber)
Meselâ, bâyi’ meclis-i bey’de hâzır olan bir kır atı satacak olduğu halde “şu yağız atı şu kadar bin kuruşa sattım” dese îcâbı muteber olup yağız ta’biri lağv olur. Amma meydanda olmayan bir kır atı yağız deyu satsa vasf muteber olmakla bey’ münakid olmaz.
MADDE 66. Sual cevabda iâde olunmuş addolunur. (es-sualü muâdün bi’l-cevab)
Yani tasdik olunan bir sualde ne denilmiş ise mucîb onu söylemiş hükmündedir.
MADDE 67. Sâkite bir söz isnâd olunmaz. Lakin ma’raz-ı hâcette sükût beyandır. (lâ yünsebü li-sâkitin kavlün es-sükûtü fî ma’radı’l-hâceti beyân)
Yani sükût eden kimseye şu sözü söylemiş oldu denilmez. Lâkin söyleyecek yerde sükût etmesi ikrar ve beyan addolunur.
MADDE 68. Bir şeyin umûr-ı bâtınada delili ol şeyin makamına kâim olur. (delilü’ş-şey’i fi’l-umûri’l-bâtıneti yekûmu makâmehu)
Yani hakikatine ıttıla müteassir olan umûr-ı bâtınada delil-i zâhiresi ile hüküm olunur.
MADDE 69. Mükâtebe muhâtaba gibidir. (el-kitâbü ke’l-hitâb)
MADDE 70. Dilsizin işâret-i ma’hûdesi lisan ile beyan gibidir. (işâretü mine’l-ahrasi mu’teberün ve kâimetün makâme’l-ibâreti fî külli şey’)
MADDE 71. Tercümanın kavli her hususda kabul olunur. (yükbelü kavlü’l-mütercimi fi’l-hudûdi ke-ğayrihâ)
MADDE 72. Hatâsı zâhir olan zanna itibar yoktur. (lâ ıbrete bi’z-zanni’l-beyyini hata’uh)
MADDE 73. Senede müstenid olan ihtimal ile hüccet yokdur. (lâ hüccette me’a’l-ihtimâli’n-nâşî an delîl)
Meselâ bir kimse veresesinden birine şu kadar kuruş borcu olduğunu ikrar ettiği takdirde eğer maraz-ı mevtinde ise diğer verese tasdik etmedikçe bu ikrarı hüccet değildir. Zira diğer vereseden mal kaçırmak ihtimali maraz-ı mevte müsteniddir. Amma hâl-i sıhhatde ise ikrarı muteber olur ve ol halde olan ihtimal mücerred bir nev’i tevehhüm olduğundan ikrarın hücciyetine mâni olmaz.
MADDE 74. Tevehhüme itibar yokdur. (lâ ıbrete li’t-tevehhüm)
MADDE 75. Bürhan ile sâbit olan şey ıyânen sâbit gibidir. (es-sâbitü bi’l-burhâni ke’s-sâbiti bi’l-ıyân)
MADDE 76. Beyyine müddeî için ve yemin münkir üzerinedir. (el-beyyinetü ale’l-müddeî ve’l-yemînü alâ men enkere)
MADDE 77. Beyyine hilâf-ı zâhiri isbat için ve yemin aslı ibkâ içindir. (el-beyyinetü şüriat li-isbâti hilâfi’z-zâhir ve’l-yeminü li-ibkâi’l-asl)
MADDE 78. Beyyine hüccet-i müteaddiye ve ikrar hücceti kâsıradır. (el-beyyinetü hüccetün müteaddiyetün ve’l-ikrâru hüccetün kâsıra)
MADDE 79. Kişi ikrarıyla muaheze olunur. (el-mer’ü muâhazün bi-ikrârihi)
MADDE 80. Tenâkuz ile hüccet kalmaz, lâkin mütenâkızın aleyhine olan hükme halel gelmez. (lâ yünkadu’l-hükmü bi’t-tenâkuz)
Meselâ, şâhidler şahâdetlerinden rücu’ ile tenâkuz ettiklerinde şahâdetleri hüccet olmaz. Lâkin evvelki şahâdetleri üzerine kâdi hükmetmiş ise bu hüküm dahi bozulmayıp mahkûmün bihi şâhidlerin tazmin etmesi lâzım gelir.
MADDE 81. Asl sâbit olmadığı halde fer’in sâbit olduğu vardır. (kad yesbütü-fer’ü me’a ademi sübûti’l-asl)
Meselâ bir kimse filanın filana şu kadar kuruş deyni vardır ben dahi ona kefilim dese ve asilin inkârı üzerine dâyin iddia etse meblağ-ı mezburu kefilin vermesi lâzım gelir.
MADDE 82. Şartın sübûtu indinde ona muallak olan şeyin sübûtu lâzım olur. (el-muallaku bi’ş-şartı yecibü sübûtühü ınde sübûtihi)
MADDE 83. Bi-kaderi’l-imkân şarta mürâat olunmak lâzım gelir. (yelzimü mürâatü’ş-şartı bi-kaderi’l-imkân)
MADDE 84. Vaadler sûret-i ta’liki iktisâ ile lâzım olur. (lâ yelzimü’l-va’dü illâ izâ kâne muallakan)
Meselâ “sen bu malı filan adama sat eğer akçesini vermez ise ben veririm” dese ve malı alan akçeyi vermese bu vaadi eden kimsenin akçeyi vermesi lâzım gelir.
MADDE 85. Bir şeyin nef’i zamânı mukabelesindedir. (el-harecü bi’d-damân)
Yani bir şey telef olduğu takdirde hasarı kime âid ise onun zamânında demek olup ol kimsenin bu vechile zamânı ol şey ile intifaa mukâbil olur. Meselâ hıyar-ı ayb ile reddolunan bir hayvanı müşteri kullanmış olmasından dolayı bâyi’ ücret alamaz. Zira kable’r-red telef olaydı hasarı müşteriye âid olacakdı.
MADDE 86. Ücret ile zamân müctemi’ olmaz. (el-ecru ve’d-damânü lâ yectemi’ân)
MADDE 87. Mazarrat menfaat mukabelesindedir. (el-garemü bi’l-ğanem)
Yani bir şeyin menfaatına nâil olan onun mazarratına mütehammil olur.
MADDE 88. Külfet nimete ve nimet külfete göredir. (el-ğanemü bi’l-ğarem)
MADDE 89. Bir fiilin hükmü fâiline muzâf kılınır ve mücbir olmadıkça âmirine muzâf kılınmaz. (el-âmiru lâ yüdmanü bi’l-emr)
MADDE 90. Mübâşir yani bizzat fâil ile mütesebbib müctemi oldukda hüküm ol fâile muzâf kılınır. (izâ icteme’a’l-mübâşiru ve’l-mütesebbibü üdîfe’l-hükmü li’l-mübâşir)
Meselâ, birinin tarîk-ı âmda kazmış olduğu kuyuya diğeri birinin hayvanını ilkâ ile itlâf etse o zâmin olup kuyuyu hafr eden kimseye zamân lâzım gelmez.
MADDE 91. Cevâz-ı şer’î zamâna münâfi olur. (cevâzü’ş-şer’ yünâfi’d-damân)
Meselâ, bir adamın kendi mülkünde kazmış olduğu kuyuya birinin hayvanı düşüp telef olsa zamân lâzım gelmez.
MADDE 92. Mübâşir müteammid olmasa da zâmin olur. (el-mübâşiru dâminün ve in lem yeteammed)
MADDE 93. Mütesebbib müteammid olmadıkça zâmin olmaz. (el-mütesebbibü lâ yadmanü illâ bi’t-teammüd)
[Bir haksız fiili doğrudan doğruya değil de vâsıtalı olarak işleyen kimse ancak kasıtlıysa tazminle mükelleftir. Meselâ, bir kimsenin hayvanı birinden ürküp de kaçarak kaybolsa bu kimseye tazmin gerekmez. Halbuki kasden ürkütseydi o zaman ödemesi gerekirdi.]
MADDE 94. Hayvanatın kendiliğinden olarak cinâyet ve mazarratı hederdir. (cinâyetü’l-ecmâ’ü cebbar)
MADDE 95. Gayrın mülkünde tasarrufla emretmek bâtıldır. (el-emru bi’t-tasarrufi fî mülki’l-ğayri bâtıl)
MADDE 96. Bir kimsenin mülkünde onun izni olmaksızın âhar bir kimsenin tasarruf etmesi câiz değildir. (lâ yecûzü li-ehadin en yetesarrafe fî mülki’l-ğayri bilâ-iznih)
MADDE 97. Bilâ-sebeb-i meşru birinin malını bir kimsenin ahz eylemesi câiz olmaz. (lâ yecûzü li-ehadin en ye’huze mali ehadin bilâ-sebebin şer’î)
MADDE 98. Bir şeyde sebeb-i temellükün tebeddülü ol şeyin tebeddülü makamına kâimdir. (tebeddülü sebebi’l-mülki kâimün makâme tebeddüli’z-zât)
MADDE 99. Kim ki bir şeyi vaktinden evvel isti’cal eyler ise mahrumiyetle mu’âteb olur. (men iste’cele’ş-şey’e kable âvânihi ûkibe bi-hirmanih)
MADDE 100. Her kim ki kendi tarafından tamam olan şeyi nakzetmeye sa’y ederse sa’yi merduddur. (men sa’a fî nakzı mâ temme min cihetihi fe-sa’yuhu merdûd)
Ayrıca Açıklamaları için pdf ve word dosyası olarak aşağıdan indirebilirsiniz
mecelle100 pdf
mecelle100 docx
ayrıntılı bilgiyi şu kitaptan alabilirsiniz:

