Servet ve Sermaye kelimeleri Türk Dil Kurumu tarafından şöyle tanımlanmıştır.
Servet: Varlık, zenginlik, mal mülk.
Sermaye: Bir ticaret işinin kurulması, yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir malların tamamı, anamal, başmal, kapital, meta, resülmal.
Görüldüğü gibi servet ve sermaye her ne kadar birbirinin yerine kullanılsa da birbirinden oldukça farklı anlamları var.Bu karışıklığın sebebi bu iki kelimenin birbirleriyle çok yakın ilişkide olmasıdır.
Bazı iktisatçılar serveti donuk bir sermaye olarak değerlendirirler. Örneğin yazlık evler,lüks arabalar,Burj Dubai gibi üretime dönmeyen atıl sermayeye servet denir.Ayrıca yer
altı ve yer üstü doğal kaynaklar da servettir ama sermaye değildir.Servetin aktif hale getirilmesi ile yani üretime dönüştürülmesi(koşulması) servetin sermayeye dönüşmesidir.
İktisat aslında tam da bu iş ile uğraşır. yani iktisat ölü servetin cap canlı bir sermayeye dönüştürülme sanatıdır.Bu sanatı dünyada en iyi kim icra ediyorsa onun ekonomisi en güçlüdür.Ancak ekonomiden anlamayanlar kendilerini israfa ve gösteriş tüketimine esir edenlerin her nerede olursa olsun hangi dine mensup olursa olsun sonu fakirleşmektir.
Bu durumun tersi kaynakların atıllaştırılması da mümkündür yani dinamik sermayenin statik servete dönüştürülmesi gibi. Yukarıda da değinildiği gibi bu da yine gösteriş ve savurgan tüketimden kaynaklanan bir durumdur.
Arap tüccar Muhammed Mannei petrol zengini Arapları
Şöyle tasvir ediyor:
” Biz zengin değiliz. Zenginlik eğitimdir, uzmanlıktır, teknolojidir.Zenginlik, bilmektir. Evet, paramız var, fakat zengin değiliz.Çünkü bilmiyoruz. Tanımadığı babasından kendisine para miras kalmış çocuk gibiyiz. Parayı nasıl harcayacağınızı bilmiyorsanız, zengin değilsiniz.
Her şeyi ithal ediyoruz . Evlerimizi inşa ettiğimiz biriketleri,onları yapan insanları ithal ediyoruz. Pazara gidin Arapların imal ettiği ne var ? Hiçbir şey. Her şey Amerikan,Fransız,Çinli…Biriket yapamayan,kitap bile basamayan bir ülke zengin olabilir mi ? Zenginlik bilgidir.” “Bu yönden, Endonezya ve Japonya iki ilginç örnektir. Endonezya, doğal kaynak zengini yoksuldur. Japonya ise, doğal kaynak yoksulu zengindir”(nazif gürdoğan)
Üretmeden tüketmeyi özendiren, finansal güç değil entellektüel fakirliktir.
“Üretime, sanayi, tarım veya hizmete dayalı olmayan bu model sadece insanlara eğlence, gösteriş, sorumsuz tüketim ve insan tahayyülünü zorlayan fanteziler sunuyor. Çölün ortasında yükselen gökdelenlerin toplamından meydana gelen bu yerleşim birimine
“şehir devleti” demek zor..”(ali bulaç)
Bu açıdan bakıldığında dün bir çok kanalın canlı yayından dünyaya duyurdu? dubai’deki gökdelenleri kapitalizmin balon ekonomisinin en büyük sembolü diyebiliriz.Allah’ın bir lutfu olarak bulundukları bölgede çıkan petrol ile sonradan görmeliklerini 850 metreye yükselten bu zihniyet kuşkusuz kapitalizmn yeni temsilcileridir.
Kule ile ilgili rakamları merak ettim,kaç kişi çalışmış, ne kadar maliyetele ne kadar sürede yapılmış v.s. Yaklaşık 12 bin kişi çalışmış ancak bunların aylık geliri ortalama 100 dolarmış yani bu demir mabedi inşa insanlar mabedde bir gece kalabilmek için bir kaç ay çalışmass gerekiyor. İşte fakirlik ile zenginlik arasındaki uçurumun en gözde yeni sembolu burj dubai. En tepede en zenginler en alta fakirler…ve övünülecek bir durum(!) müslüman bir ülkede zengin ile fakirin arasındaki farkın zirve yapması (850metre) Şatafatlı bir törenle kutlanıyor.
Maliyeti ne kadar peki ? söylenenlere göre tüm kompleks 20 milyar doları bulacakmış
.Acaba dedim NASA‘nın bütçesi ne kadar ? yani araplar bu kule ile NASA’ya benzer bişi yapabilirler miydi ? Gördüğüm o ki nasanın 2010 bütçesi 18.7 Milyar mış.
Yani araplar 2004de başladıkları inşaata 20 milyar dolar harcayıp 5 yılda ancak 850 metre yukarı çıkabilirken Amerikalılar 18.7 milyar dolar verip mars’tan kova kova su getirecekler.
Arsadan,paradan ve havadan para kazanmanın sonu ne olacak çok ciddi bir merak içerisindeyim…
Kıssadan hissse:
En büyük servet akıldır. Aklın kullanılması ise sermayedir. Dolayısı ile bu zihniyetteki Araplarda ne akıl var ne sermaye.

