Bu yazıdan birşey anlamanız gerçekten çok zor…!
- Fatih Kansoy–

- 1984
Karların hala erimediği, ineklerin otlağa çıkamadığı, istanbula göçün henüz başlamadığı, Bayburtun Yukarı Kırzı Köyünde ki soğuğun ve yalnızlığın kendini çok iyi hissettirdiği 2 ablanın bir annenin oldugu loş ışıklı bir evde martın 25inde 3.kardeş ilk erkek kardeş ilk erkek torun olarak doğmuşum. Hastanede değil köyde; normal yaşadığımız evde, doğduğum yer hala bizim ev. Şişli Etfal yada Bakırköy Acıbadem Hastanesi değil dikkatinizi celb ederim. Ebemin ismi “Şerife Aba” yani ” Şerife Ebe” Uzman Doktor gibidir kendisi. 1970 ve 1980 li yıllarda köyde doğan tüm çoçukların ebesi “Şerife Aba”dır. Çocuklar gayet sağlıklıdır.“Şerife Aba”… Azim insanı… Osmanlı Kadını… “Şerife Aba” sabahın ilk ışıklarında koyunve inekleri sagar ve onları çobana teslim eder… sağdığı sütten kaynatır evlatlarına hazırlar… sonra “dam” yani ahırı temizler… “Şerife Aba” durmak nedir bilmez.. tarlaya gidecek “herifine” azık hazırlar…”Şerife Aba” öğleden sonra eline aldığı orakla tarlaya gider…güneşin altında “herifine yardım eder, bir herif gibi”… “Şerife Aba”nın hayatı böyle sürüp gitmiştir.. “Şerife Abanın” Kariyeri çok parlak olmasına ragmen yoktur hiç diploması…. “Şerife Aba”ya Allahtan rahmet diliyoruz… - 1985
Doğduktan yaklaşık 1 sene sonra babamla tanıştım. Kendisi ben dünyaya gelmeden gittiği S.Arabistanda yani “gurbet”te çalışmaya devam ediyordu. Ta ki iş bitecek, ekmek parası denkleştirilecek sonra oğlunu görmeye gelecekti. Hasılı ben babamla tanıştığımda çoktan koşmaya başlamıştım. Dilimden aba, mama sesleri çıksada “baba” çıkmıyordu. - 1986
“Abi” oldum. Yani en küçük çocuk ben değildim evde ve belirli bir yetkilerle donatılıyordum artık “abi” sıfatını almıştırm. 1986 senesinde kız kardeşim Sultan aramıza teşrif etti. Yine aynı evde yine ebe ile…”Şerife Aba” Artık aile 5 kişiydi… Babam hala S.Arabistanda çalışıyor… - 1987
Kelimeler çok daha düzenli ve yoğun çıkmaya başlıyor bende. İletişim kurmada müthiş bir ilerleme kat ediyorum. Yani konuşmaya başladım… Allah affetsin hala konusuyorum ama dolu ama boş
) - 1988
Hayatımın dönüm noktalarından biri…İstanbul !. Bu tarihte babam radikal bir şekilde “İstanbul`a Taşınma” kararı verdi ve akabinde Fikret Amcanın eksi kamyonuna eşyaları yüklemeye başladık. Kamyonun kasasında eşyaların yanında süren 30 saate yakın yolculuğumuz çetin geçse de unutulmayacaklar arasına girmişti bu yolculuğumuz.Fikret amca, kendisine insanları İstanbul`a götürme misyonu yüklemişti. Bilmedğimiz insanların yanına gidiyorduk. Köydeki bisikletimi, kızağımı ve dağları ve kapının kağıttan gemi yüzdürdüğüm dereleri başka arkadaşlarıma verip, kimini de emanet edip “İstanbul`lu” oluyordum. - 1989
“Cin Ali” ile tanıştım…. Kirada oturduğumuz ve İstanbul`a adapte olmaya çalıştığımız giriş kat evimizde Ablam sayesinde yazmaya başladım. Bu yıllarda Babamın fikrinde ve zikrinde hep ” İstanbul`dan Ankara`ya taşınma” vardı. Hatta aldığımız “taş kömür”leri bol bol yaktırıyordu ki Ankaraya giderken boşu boşuna istanbul`da atıl şekilde kalmasın
İsrafı sevmez babam… Ancak gerek Annemin şiddetli muhalefeti gerekse Babamın Ankara ziyaretinden hoşnutsuz dönmesi sebebiyle İstanbul`da kalmıştık. Ev sahibinin oğlu ile beraber mahallede söz sahibi olmaya bile başlamıştık. Ben mahallenin ikinci adamı olmuştum. Sinan birinci adamıydı.Sinan`ın beyin takımında yer alıyordum.
Sinan bizden yaşça büyüktü ama benle arkadaşlık yapıyordu. Galiba “kiracı” olmam ve istanbul`a yeni taşınmamız onda bir tür koruma hissi doğurmuştu. Gerçi ablalarım polis gibi beni korurlardı bu mahallede.. - 1990
Taşınmalar bitmiyordu. Demirkapı mahallesinden dolayısı ile Sinandan,yönetimden ayrılma vakti gelmişti Dedem tek katlı ev alacak bizde oraya taşınacaktık. Artık babam gece minubusle eve gelince araba çamurlu eve dönüş yolunda batmayacak ve biz de her gün gecenin bi vakti hararetli dakikalar yaşamayacaktık.
Sabahları TRT 1 deki “susam sokağı” nı izlemeyi bırakıp 1-D sınıfına gitmeye başlıyordum… Evet artık mektepli olmuştum. Okulum vardı artık benim; DR Cemil ve Fevziye Özkaya İlköğretim okulu hatta ve hatta numaram bile vardı 2596.Çok sonradan anladım bu numaralandırmanın hikmetini. Babamla okula kayıt olduktan hemen sonra Babam bana kuru üzüm alacak ve kafamın iyi çalışması icin iyi beslenmelinin önemine vurgu yapacaktı.Gerek Anne gerekse Baba tarafının ilk erkek torunu okula başlıyordu çalışkan olmalıydım.Öylede oldum.İki taraftada tek gündem bu idi Sınıfta ağlamayan “polat alemdar”lardan biriydim.
) - 1991
TRT deki Pazar 90 bitmiş pazar 91 başlayacaktı ki artık televizyonlara bişiler olmuştu 8 kanallı televizyonumuzun 6.kanalıda dolmuştu. Zaten ben artık okumayı da öğrenmiştim. Evde ne var ne yok okuyordum. - 1992
Sabri Kansoy yani dedem ölmüştü.. babamım babası…
Ayrıca bu sene “Gezi ve Gözlem Kolu ” seçilmiştik ünal ile beraber.. Ünal bizim mahalleden.. ünal, heycanlı insan…ünal, vazife şuuruyla dolu dolu biri…Böyle bir vazife bilincine sahip olan ünal ile beraber gezi gözlem kolu olmanın belirli bir ağırlıgı vardı… ünal buna hemen el koydu ve yıla damgasını vuracak eylemi başlattı. Ünal demiştiki “Gezi Gözlem Kolu” ne yapar...? hakikaten gezi gözlem kolu ne yapar? bu sorunun cevabı Ünal`ın cihetinden şöyleydi : “Gezi gözlem kolu gezer ve gezdirir.Gezdiği yerleri iyi gözler oraları çok iyi bilir ve gözlemlerini arkadaşları ile paylaşır.” bu fikri temeli üzerine biz de gezmeye karar verdik hem gezecek hem de gözlem yapacaktık. Ancak biz daha ikinci sınıftık haliyle kaybolduk
)) istanbul`u ayağa kaldıran Annemler galiba bizim iyi bir gezi ve gözlem kolu oldugumuzu düşünmüyorlardı.Bu durum başta ünal olmak üze gururumuzu ciddi incitmişti. Elbetteki haklıydılar. Ünal`la beraber okul çıkısında başladıgımız gezi gece geç saatlere kadar sürdü gözlem manyağı olduk. Ünal`la resmen gözlemler içinde kaybolmuştuk
) - 1993
Defterlerimin her sayfası yıldızlı beş pekiyi ile dolmaya başlamıştı… matematiğimde kuvvetliydi.. öyleki okulda en hızlı ezbere çarpım tablosunu ben okuyordum. Tüm bunları gören “Kemal Gökçek” (ilk öğretmenim) elbetteki olan bitene daha fazla duyarsız kalamayacak ve beni oylama falan yapmadan sınıf başkanı ilan edecekti . Gerçi biraz antidemokratik bir uygulama olmuştu ama olsun
Başkan bendim. Yıl sonuna gelmiştik karne zamanıydı artık. Karnemin yanında bir fotokopi vardı “teşekkür belgesi” hepsi 5 olan karnemin yanında böyle bir kağıtta neyin nesiydi. ? Sınıfta sadece bana verilmişti. Eee tabi tüm bunlar olurken ben hep havalarda uçuyordum eve iki elimde dolu gelmiştim; bir elimde karne ötekinde teşekkür. vaybee
işin garip yani o zaman piyasada taktir belgesi yok ,okula sayılı teşekkür gelmiş bizim Hocada üst sınıflara gelen belgelerden birinin boş fotokopi çektirerek üzerine isim yazıp bu jesti bana yapmıştı. Ne günlerdi bee 
- 1994
Bu yıl biraz garip geçmişti. Git gide büyüyordum artık mahalleden ara ara da olsa uzaklaşabiliyordum. 4.sınıfta gezi gözlem kolu olmasamda yine mahalle dışı gezilerimden birinde tamirciler sokağına uğramışım. Ancak tamirciler sokağında yalnızca hurda arabalar ve tamirciler yokmuş… Birde köpekleri varmış… köpeklerden biri benim masumane gözlem yaptıgımın farkına varmamışki arkadan kovalamaya başladı. Sonunda kendisine kalçamdan bir miktar et parçası vererek bu kovalamayı bitirecek ardından mahalleye geri dönecek ablama gizlice “abla kimseye söyleme ama beni köpek ısırdı” diyecek ablamda yaklaşık 25 saniye sonra annnem haber verecek annemde babama (hiyeraşik düzene ve haberleşme de ki hıza dikkat) söyleyecek babamda : ” seni neden köpek ısırdı” diyerek hortumla beni dövecek sonra elimden tutup bizim köylülerin takıldıgı kahveye gidecek oradaki en yaşlılardan birine (ismini yazmayayım rahmetlinin ) “bizim oğlanı köpek ısırmış napalım” soracak oda aç bakim diyecek sonra teşhisi verecek ve diyecekki “bundan hiç bir şey olmaz olursa gel benim yanıma” (kuduz olunca olun yanına gitmenin ne faydası var hala anlamış değilim ) ancak babamdan biraz daha rasyonel davranan annem elimden tuttuğu gibi beni hastaneye götürecekti ve ardıdan köpeğe bir iğne banada bir iğne köpeğin kuduz olup olmadıgını inceleyecektik neyseki kuduz değilmiş (şükür) daha sonra 3 kez göbeğimden olmak üzere Sultan Ahmette iğne vurulacaktım. Dedim ya bu yıl biraz garipti yine bu garip yılın içinde parka gittiğim, gidip eğlendiğim sırada ayağım kaykayın demirlerine takılacak ve orada çatlayacaktı. Ancak malkoçoğlu misali beni durduramayacak ve çatlak ayakla 2 tane üst üste mahalle maçına çıkıp vazifemi yapmama engel olamayacaktı.mahalle macı bu kolay değil.. Eve geldiğimde durumu gizlice anneme söyler söylemez olay yine babama intikal edecekti.(aynı hız ve bürokrasi ile) Ardından yine çağdaş yöntemlerden biri olan “sılıkcı dede-dayı-teyze tedavisi “ni uygulamaya gidecektik. Nitekim öyle oldu “sılıkcı” kadına gidip kadında ayagımın üstüne çıkacak yumurtayla ovalayacak hamurla saracak ve eve gönderecekti. Çatlak ayağımın üstüne yapmış oldugu basıncı hala hissediyorum.brüt 130 kilo civarındaydı sanırım.. Neyseki sonra doktora gidip ayagımı alçıya aldırdım da rahat ettim
) sılıkcı teyze yasıyomudur acaba.. o hamuru börek yapıp ziyaretine gitsem
) - 1995
Beşinci sınıfı yani “ilk okulu” bitirmiş “orta okul” a başlayacaktım. “orta okul” deyip geçmemel lazım önlük yerine ceketin yakalık yerine kıravatın kot eşofman gibi herhangi bir pantolonun yerine ise ütülü kumaş pantolon giymek demekti orta okula gitmek. Bunların yanında tüm derslere gelen bir tek öğretmenin değil artık her derse ayrı ayrı gelen öğretmenlerin vardı. Hatta ve hatta bu öğretmenleri adı öğretmen değil “hoca” oluyordu. “Hocam” demek ben büyüdüm demekti ben artık bu okula gidip gelme işini profesyonelce yapıyorum(inanmazsan gravatıma bak) demekti ben öğrencilikte bir kademe atlayarak uzmanlaştım demekti. Bu yılda ilk okulumda da orta okul olmasına rağmen okulu değişerek “İstiklal İlköğretim” okula kayıt olmuştum. Aslında babam kayıt etmiş ben köydeyken yine bizim köyün eğitim alanındaki duayenlerinden birine sorarak elbette. bizim köyde her alanda uzman kişiler vardır her ne kadar diplomaları olmasa dahi… eğitim sağlık spor siyaset v.s - 1996
Git gide büyüyordu herkes özellikle kızların boyu acayip hızlı bir şekilde uzuyordu. Sınıfta en uzun erkek neredeyse kızların en ufagı kadardı sınıfta kızlar uzun uzun biz erkekler ise bodur kalmıştık. Elbette bana yansıyan kısmıda vardı bunun “ben ne zaman uzayacam” “uzayacam mı” gibi komplekslere girmenin vaktiydi orta 2. sınıf.Ayrıca kızlarda bizim anlamadıgımız garip değişikler vardı sonradan anladıkki kızlar bizden erken büyüyorlarmıs..
Çizgi filmlerden soğudugumuz izlemeyi neredeyse bırakdıgımız misket ,gazoz kapak toto ,kibrit ,dokuz taş ,yakalamaç, yakar top, taşımacılık oynamayı ise tamamen bıraktığımız yıldır 1996 - 1997
Bu yılda saçlarımızın taranabileceği mevcutsa jole sürülebileceği oda olmadı ıslatabileceğimiz fikri bizde yavas yavas vuku bulmaya baslamış aynaya olan ilgimiz artmış arkadaslarla bir araya geldğimizde bilmediğimiz “gizli” şeylerden konuşmaya başlamıştık. Biz de büyüyorduk galiba bazılarımızın yavas yavas sevgilileri oluyordu. Kimileri hatıra defterlerine kalpler falan çiziyordu. Biz çok mu odunduk bilemeyecem biz yapmazdık öyle şeyler
)
Teknoloji merakım küçüklükten kalma bir durum olacakki bu yıllda iett şoförlerinin dahi almadığı akbili alıp pasoma taktıracaktım. Sırf akbildeki o sesi millete duyurmak ve “aaa çocuk bilet atmadan o aletle geçti ne güzel şey “ dedirtmek için hiç yersiz ve gereksiz çeşitli otobüslere bindiğim yılllardır bu yıllar…
Akbilin yanı sıra uzun zamandan beri istediğim bisiklete bu yılda sahip olacaktim… Koldan vites siyah büyük tekerlekli salcano bisiklet… o zaman piyasada ne salcano nede koldan vitesli bisiklet var. Mahallenin gündemine oturu vermiştim “fatihin piskleti koldan vitesli” evet hakkatende öyleydi ancak bu populerite fazlaca abartılmış olacakki hırsızların iştahının kabarmasına neden olmuş ve bisikletim çalınmıştı... Bedirler beraber çalılan bisikleti güya bulmak icin tüm bağcıları dolaşacak bisikleti bulamasakta nerede hırsız bisikletci nerede çalıntı bisiklet satışı var hepsini öğrenmiştik. Ama bisikletimi bulamamıştık….vay anasını ne üzülmüştüm
) - 1998
Artık çocukluk devresini atlatmış dersaneye yazılmış anadolu liselerine hazırlanmaya başlamıştım…Bundan olacakki yeni bir ders masasını bu yılda almıştım ilk ders masamdı bu… cumartesi yağmurlu bir günde…masa hala odamda.. türkay mobilyaya hürmetler…sağlam iş yapmış. Brezilyanın Fransyasa finalde 3-0 yenildiği bu yılda ben yanlış tercihle anadolu teknik lisesini kazanacak bakkaldakilere kola ısmarlayacaktım adına da ıslatma diyecektik. Ancak ben süper liseye kayıt olmuştum. Osman Ülkümen Yabancı Dil Ağırlıklı Lisesine… Liseli olmuştuk artık. Okumaya kesin kararlı olmaktı liseli olmak.Elbette burada “Sema”yı es geçmememiz gerekir. Kuşkusuz kendisi bu döneme damgasını vurmuştur gerek gelmeden gerekse geldikten sonra. Annemin yaşının belli bir yası gecmesi hasebiyle herkes semaya kitlenmişti. Sema diğer kardeşlerim ve ben gibi köyde “şerife aba” ile değil “İstanbul Safa Hastanesinde” doğmuştu... Biz köy de… Zaten cinsiyeti konusunda da son derece spekilasyonlar yapılmış hatta bazı kendini bilmezler “fatih erkek kardeşin oluyor gözden düşecen” gibi tehdit vari cümleler kursalar da sema kız olarak dünyaya gelmiştir
yani 4üncü kız kardeşim. Allaha şükürler olsunki eli kolu sağlam aklı bası yerindeydi.. kız erkek falan hikaye… - 1999
{Burdan sonrası özet
}
internettle tanıştım deprem ve etkileri - 2000
bin yılı geride bırakmıştım yeni bir yıla başlıyordum hevesle ümitle.. - 2001
Azim Palace ve Öss hazırlık…fatih (fatih bingöl ) eshabil abi bey kendileri gibi insanlarla tanışacaktım - 2002
Öss mağlubiyeti..herkesi üzen ve şaşırtan sonuc…”fatih tekrar hazırlanacakmış” . Bu yılın en büyük getirisi ise ” insan nedir nerden gelip nereye gider ” sorusunu kendime sorabilecek şuura ulaşmamdır - 2003
Almanyaya vize başvurusu
İstanbul Üniversitesi kayıt ve derin gözlemlerim sonra terk
Ehliyet
web tasarım işine el atmam - 2004
Geciken vize cevabı
Florya
Buhran dönemi
Bilgisayara sahip olmam
Almanyadan gel oku cevabı,yok kalsın iade-i cevabım.
Babamın vaz geçmesi - 2005
Aytimur
Marmara Üniversitesi
Bayburt Derneği
Kredi Kartı
Marmara Üniversitesi İktisat 1.sınıflar temsilcisi - 2006
Avcılar…Anlat anlat bitmez..Yaşamak şart…
Yavuz-Hamza-Fatih….bizim elemanlar..
Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü Öğrenci Temsilciliği
Bilim ve Sanat Vakfı seminerleri (mecburi ara verdik) - 2007
Avcılar tesellisi Bahçelievler dönemi
iktisat bilmini sevme ve devrim hoca
iktisat 2.sınıf yüksek not ortalaması ve ingilizce isteği
Mamara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğrennci Temsilciliği
İngilizce Hüsranı
Bahçelievlere Nokta
Gayya Kenarında Dolaşma - 2008
Yeni Dönem Yeni Heyecan işte Güngören…
bisav kademe
Buğra ve Ufuk
ilmi siyaset
fikir akademisi - 2009
kişisel iç muhasebe sistemi
fatihin askere gitmesi
diplomasi
deryada olduğunu sanıp zerre bile olamadığın farkındalığı
marmara mezuniyet ve marmara da yüksek lisansa hayır
ne olursa olsun hak etmeseler de herkese değer ver, yanıl ve üzül
itü iktisat yüksek lisans derin gözlemlerim ve terk
selami doğan
ingiltere macerasına yavaş yavaş yaklaşma (meb bursu) - 2010
ahmet faruk hoca ve iktisadiyat
yeniden ingilize this is a pencil
müsem 6


Son Yorumlar